MrsBegonville

Directions Contact the hotel

MrsBegonville Bahar bulaştı ya hayata, ağaca, suya,
İçimde öyle bir seyahat kımıldıyor ki, diren direnebilirsen.. The communication language will be English.

Yüreğim bavulunu toplamış çoktan;
Ruhum sırtlamış çantasını...
Uzaklar çekiyor... Apartment Begonville page is created to share the feedback about the house; advise the favorite places (restaurants, pubs, night clubs, etc.) around the house; and publish the photos taken in or outside of the house. This page will also provide the visitors to follow the daily events/festivals in Bodrum peninsula.

Turning Torso (yani Dönen Gövde), Malmø'deki Västra Hamnen bölgesinde yer alıyor. Tasarımcısı İspanyol mimar ve mühendis...
26/09/2026

Turning Torso (yani Dönen Gövde), Malmø'deki Västra Hamnen bölgesinde yer alıyor. Tasarımcısı İspanyol mimar ve mühendis Santiago Calatrava.
Hikâye aslında bir heykelle başlıyor;
Calatrava, 1990'ların sonunda insan vücudunun hareketini gösteren, gövdesi kendi etrafında dönen bir heykel tasarlamış. Heykelin adı Twisting Torso imiş. Malmø'de eski tersane bölgesi yeniden dönüştürülürken, bu heykel, şehir yöneticilerinin dikkatini çekmiş. Ardından "Bu dönen insan gövdesini bir gökdelene dönüştürsek nasıl olur?" fikri ortaya çıkmış ve böylece Turning Torso doğmuş.
Turning Torso 9 kübik bölümden oluşuyor ve her bölüm bir öncekine göre biraz daha döndürülmüş durumda. 190 metre yüksekliğinde ve 54 kat. Yapımı 2005'te tamamlanmış. İçi konut ve ofislerden oluşmakta. Tam dönüşü tabandan çatıya yaklaşık 90 derece. Yani aşağıdan yukarı baktığınızda binanın gövdesinin burularak gökyüzüne doğru yükseldiğini görüyorsunuz. Oldukça etkileyici bir görüntüsü var gerçekten. Turning Torso ve renksiz bir günde kadrajıma giren renkli Malmø fotoğrafları için post'u yana kaydırın lütfen👈

Kopenhag'ın en ünlü sembolü olan Küçük Deniz Kızı (Den Lille Havfrue) heykelinin arkasında, Hans Christian Andersen'in ç...
17/09/2026

Kopenhag'ın en ünlü sembolü olan Küçük Deniz Kızı (Den Lille Havfrue) heykelinin arkasında, Hans Christian Andersen'in çok ünlü masalı var; Denizin derinliklerinde, deniz kralının sarayında yaşayan genç ve güzel bir deniz kızı vardır. Bu deniz kızı, insanların dünyasına ve özellikle insan olmanın nasıl bir şey olduğuna büyük bir merak duyar. Bir gün deniz yüzeyine çıktığında bir gemi görür. Gemide yakışıklı bir prens vardır. Deniz kızı prensi görür görmez ona âşık olur. ❤️ Fakat o gece büyük bir fırtına çıkar. Gemi parçalanır ve prens denize düşer. Deniz kızı onu kurtarır ve kıyıya taşır. Ancak prens kendisini kimin kurtardığını göremez. Deniz kızı sessizce denize döner. Deniz kızı prense o kadar aşık olur ki ona kavuşabilmek için insan olmak ister. Bunun için deniz cadısına gider. Cadı ona bir iksir verir. İksiri içerse bacakları olacaktır, fakat karşılığında çok ağır bir bedel ödeyecektir: Sesini kaybedecektir, üstelik yürümek ona büyük acı verecektir, sanki her adımda bıçakların üzerinde yürüyormuş gibi hissedecektir. Daha da kötüsü, prens başka bir kadınla evlenirse deniz kızı ölecek ve denizin köpüğüne dönüşecektir. Deniz kızı yine de kabul eder. İnsan olduğunda prensle yeniden karşılaşır. Prens onun güzelliğinden ve zarafetinden etkilenir. Ancak deniz kızı konuşamadığı için ona kendisini kurtaran kişi olduğunu anlatamaz. Sonunda prens başka bir kadınla evlenmeye karar verir.
Deniz kızının kız kardeşleri, onu kurtarmak için deniz cadısından bir bıçak alırlar. Deniz kızına şöyle bir seçenek sunulur: Prensi bu bıçakla öldür ve yeniden deniz kızı ol. Ama deniz kızı prensi öldürmeyi reddeder. Bıçağı denize atar ve kendisini denize bırakır. Fakat Andersen'in masalının sonunda beklenmedik bir şey olur:
Deniz kızı tamamen yok olmaz. Havaya karışan bir ruh varlığına dönüşür✨️

Peki hepimizin gayet iyi tanidigi masalları ile ünlü Andersen aslında kimdir? Devamı yorumlarda☝️

Flamm, Aurlandsfjord'un en iç kısmında, dik dağların arasında yer alan Flamsdalen vadisinin denizle buluştuğu noktada ku...
13/09/2026

Flamm, Aurlandsfjord'un en iç kısmında, dik dağların arasında yer alan Flamsdalen vadisinin denizle buluştuğu noktada kurulmuş. Arkeolojik buluntulara göre Flamm ve Fretheim'deki eski çiftliklerin geçmişi en az 2.000 yıl öncesine, Demir Çağı'na kadar gidiyormuş. Diğer, en eski buluntular ise Viking Çağı'na, yani yaklaşık 800–1050 dönemine ait imiş. Bu donemlerde karayolları ve demiryolları olmadığı için insanlar malları, balıkları, koyunları ve postayı fiyort üzerinden teknelerle taşıyormuş. Bu nedenle Flamm küçük bir tarım köyü olmasına rağmen fiyort ulaşım sistemi içinde önemli bir konuma sahipmiş. Bu arada, Flamm adı eski Norsça "düz/ova arazi" anlamındaki bir kelimeden geliyormuş. Flamm'ın turizm hikâyesi 19. yüzyılda, özellikle İngiliz aristokratların bölgeye somon balığı avlamak için gelmesiyle başlamış. 1892 yılında ise önemli bir olay yaşanmış; "St. Sunniva" adlı gemi Gudvangen'e gelmiş ve bölge erken dönem kruvaziyer turizminin duraklarından biri haline gelmiş. Aynı dönemde Fretheim Hotel de gelişmeye başlamış. Flamm'ın kaderini değiştiren asıl gelişme ise Bergensbanen'in 1909'da açılması olmuş. Böylece Norveç'in doğusu ile batısı arasında demiryolu bağlantısı oluşmuş. Flamm'ın bu yüksek dağlık demiryoluna bağlanması fikri ortaya çıkmış. Sonuçta Flåmsbana 1940–1941'de hizmete girmiş. Bu noktadan sonra Flamm artık yalnızca fiyort kıyısındaki küçük bir tarım köyü değil, dağ demiryolu ile fiyort arasında bağlantı noktası haline gelmiş.
Flamsbana'nın (Flamm Demiryolu) hikâyesi, aslında turistik bir tren olarak değil, Norveç'in fiyort köylerini ülkenin demiryolu ağına bağlamak için yapılmış çok zor bir mühendislik projesi olarak başlamış. Zor olmasının nedeni, trenin güzergâhı Myrdal–Flamm arasında sadece 20,4 km olmakla beraber Myrdal'ın yaklaşık 866 metrede, Flamm'ın ise deniz seviyesine çok yakın olması imiş. Bu nedenle Flamsbana, normal yapışma sistemiyle çalışan demiryolları içinde Avrupa'nın en dik hatlarından biri ünvanını almış. Bu demiryolunun en etkileyici tarafi ise insanların elle dağı delmesi. Bağlantıları sağlayabilmek için toplam 20 tünel yapılmış ve tünellerin büyük bölümü o dönemin teknolojisiyle elle, matkap ve patlayıcılarla açılmış. Tünellerin toplam uzunluğu yaklaşık 5,7 km imiş. Hattın aslında 1942'de elektrikli trenlerle açılması planlanırken II.Dünya Savaşı başlamış ve Almanya'nın Norveç'i işgal etmesiyle planlar değişmiş. Savaş nedeniyle hattın görkemli resmî açılışı yapılamamış, açılış ancak 1980'de, 40. yıl etkinliği kapsamında gerçekleştirilmiş. Bu arada, 1976'da "Norway in a Nutshell" turu başlamış. Böylece Flamsbana'nın turistik değeri giderek artmış. 2000'lerden itibaren Flamm'ın tamamı bir turizm destinasyonu olarak geliştirilmiş.
Bugün ise 20,4 km'lik yolculuk, Myrdal'dan Flamm'a yaklaşık 865 metrelik inişi, 20 tüneli, Kjosfossen'i ve Flåmsdalen vadisini bir arada görme fırsatı verdiği için dünyanın en ünlü tren yolculuklarından biri.
Biz maalesef "müzmin" trenseverler olarak bu tren turunu yapamadik🥲. Zira artık o kadar turistik ki biletler bir yıl önceden tükeniyor. Biz de bunun yerine, önce çok özel bir doğa oluşumu Tvinnevegen (İkiz şelaleler) ile Flamm civarında en az onun kadar güzel Gudvangen (Gud tanri, vangen yesil alan= Tanrıların yeşil alanı) ile Vossevangen kasabalarını gezdik. Film stüdyosunda geziyormuşuz hissi veren bu güzellikler icinde özellikle şelaleler ve Voss'taki 750 yıllık Viking Kilise'si (Vangskyrkja) bizi bizden aldı...

Hygge (Hügge diye okunuyor) = “Şu anda olduğum yer ve yanımdaki insanlarla mutluyum; bu küçük anın tadını çıkarıyorum.” ...
02/09/2026

Hygge (Hügge diye okunuyor) = “Şu anda olduğum yer ve yanımdaki insanlarla mutluyum; bu küçük anın tadını çıkarıyorum.”

Bana göre bu seyahatin ilk ve belki de en önemli öğretisi geldi bile.

Hygge; pahalı şeylere veya lükse değil, küçük ve basit şeylerden keyif almaya odaklanan bir yasam sanati. Örneğin; Mum ışığında oturmak, sıcak kahve veya çay içmek, battaniyeye sarılıp kitap okumak, sevdiklerinle uzun, keyifli sohbetler etmek, evde güzel bir tatlı yapmak, dışarıda yağmur yağarken sıcak ve rahat bir ortamda olmak, telefonu bir kenara bırakıp o ana odaklanmak🧘‍♀️ Yani aslında “hayatı yavaşlatıp, bulunduğun andan huzur ve keyif çıkarma sanatı” Hygee. (Sanki beni anlatiyor, bilmeden Hygge mi yapmışım yani yıllardır🤗)

İskandinav halkı içìn özellikle uzun ve karanlık kış aylarında evin sıcak, rahat ve davetkâr olması önemli imiş. Mumlar, loş ışık, sıcak içecekler, ahşap ve doğal dokular bu yüzden hygge ile çok bağdaştırılıyor ve insanlar günde en az bir saat hygee yapıyormuş. Telefonu, tüm teknolojik aletleri bir kenara atıp, sadece duruyorlarmışp. Hatta sadece bunun icin hafta sonu gittikleri evleri bile var (fotoğraflarda göreceğiniz evlerin birçoğu bu amaçla kullanılan evler) Bu evlerde, elektrik dahil insanı teknolojik aletleri kullanmaya sevk edecek hicbir sey yok. Sadece doga ve insan.
"Simple is the best" mottosunu benimsemis bir Mügge olarak 😜 beni bile aştı sanki bu dinginlik🤗 bilemedim yani...

Gelelim bu gezinin ana teması fiyortlara..

"Ah o gemide ben de olsaydim" cumlesi karada oturup denizde seyir halindeki gemileri izlerken oldukca sık kullandigimiz ...
31/08/2026

"Ah o gemide ben de olsaydim" cumlesi karada oturup denizde seyir halindeki gemileri izlerken oldukca sık kullandigimiz bir kaliptir. Biz de defalarca bu cumleyi kursak da aslinda gemi seyahati, yasimiz biraz daha ilerleyip sirt cantasini tasiyamayacak kivama geldigimizde dusundugumuz bir gezi sekliydi. Ancak son yillarda izledigimiz youtube kanallarinda o kadar ck karsimiza cikar oldu ki bir deneme yapmak istedik. Istedik ama aslinda kalabaliktan ve gurultuden olabildigince kacan, buyuk alanlardan ziyade kucuk ve kontrol edilebilir ortamlarda minimal hayat yasamayi tercih eden bizi, binlerce kisi ile beraber devasa gemi icinde bir turlu hayal edemiyordum. Sonunda kararimizi verdik ve rezervasyonumuzu yaptik. Amac sadece gemi seyahati kulturunu ogrenip bizden oldukca farkli bir dogasi olan Kuzey Avrupa'yi kesfedebilmekti.
Ilk intiba olarak pek ck vlogger'in aksine oyle bulundugumuz ortamdan buyulenme hissimiz hic olmadi. Hersey ck buyuk, ortam ck kalabalik ve gurultulu ve hatta kaotik geldi. Ancak zaman ilerledikce duzgun sistem sayesinde tikir tikir isleyen oyle guzel bir yapi goruyorsunuz ki etkilenmemek mumkun degil. Bulundugumuz MSC Euribia'da su an bulunan musteri sayisi 6000, murettebat 2000 toplam 8000 kisiyiz😱 Adeta yuzen bir kasaba hatta belki kucuk bir sehir🤗 Macera, ucakla Hambug'a giderek basladi. Daha sonra Hamburg'tan otobusle Kiel'e gectik. Gemimiz bizi Kiel limaninda bekliyordu. Rotamiz Kopenhag, Norvec Fiyortlari - Hellesylt ve Geiranger, Molde ve Flamm kasabalari.. Bu degisik yolculuk ile ilgili yasadigimiz tum tecrubeleri ayrintili bir bicimde yayinlayacagim👆 Ayrica gezi rotamizdaki tum yerleri tek tek dilim dondugu, kalemim yazdiginca anlatmaya calisacagim. Devami yorumlarda☝️

Ilk kez 2024 yilinda geldigimiz ve enerjisine hayran kaldigimiz Bari'ye yeniden geldik. Bazi yerler insana sanki oraya a...
22/07/2026

Ilk kez 2024 yilinda geldigimiz ve enerjisine hayran kaldigimiz Bari'ye yeniden geldik. Bazi yerler insana sanki oraya aitmis hissi verir ya hani, ayni o ruh hali icinde, gezmeye, insanlara, ozellikle de genclere bakmaya doyamadigim bir sehir Bari. Sanki hayatta hic mutsuzluk yokmus, dunyada hersey yolundaymis, hastalik, kotuluk, adaletsizlik bu sınırlardan iceri giremezmisçesine gulumseyen ve gulumseten, sarki soyleyen ve soyleten bir yer burasi. Gecen geldigimizde ck zaman gecirememis, tadi damagimizda kalmisti. (Gerci bu defa da ayni sey oldu, bunaltici sicaktan istedigimiz herseyi yapamadik🥵)

Bari, İtalya'nın güneydoğusunda, Puglia bölgesinin başkenti. Adriyatik Denizi'nin en önemli liman şehirlerinden biri. Yaklaşık 3.000 yıllık bir tarihi var. Bari tarihindeki en önemli olaylardan biri 1087 yılında Aziz Nikola'nın (Noel Baba'nın ilham kaynağı olan Myralı Aziz Nikola) kemiklerinin bugünkü Demre'den (Antalya) denizciler tarafından buraya getirilmesi imis. Bu olaydan sonra Bari, Hristiyan dünyasının en önemli haç merkezlerinden biri olmus. Katolikler ve Ortodokslar için kutsal bir şehir haline gelmis.
Günümüzde de milyonlarca ziyaretçiyi çeken San Nicola Bazilikası bu nedenle inşa edilmis.
Bari'nin Nicola Bazilikasi kadar onemli diger yerleri, Piazza del Ferrarese, Castello Svevo, Porto Vecchio, Lungomare ve daracik sokaklar...
Eski sehirdeki dar sokaklar yaklasik 1000 yildir kesintisiz yasayan ck eski sokaklar. Bu sokaklarda yanyana masalari kuran kadinlar, Bari'nin ünlü kulak seklindeki Orechiette makarnasini yapiyor ve fabrika gibi calisiyorlar. Ancak (hakli olarak) ck fazla goruntu vermek istemiyorlar, ben denedim ve birkac foto cektim ama bazilari kesinlikle fotograf vermek istemedi. Bari'de en hosuma giden seylerden biri de yerli halkin evlerinin onune sezlong atip konu komsu sohbetler etmeleri oldu. Bu goruntu beni cocukluguma, anneannemin mahallesinde, komsularin evlerin onune attiklari sandalyeler uzerinde yaptiklari derin sohbetlere goturdu🤗 Iste yukarida belirttigim onemli yerlerden Piazza del Fetrarese de bu sokaklara ve eski sehire girilen meydanin adi.
Bunun disinda alt kisminda Roma ve Bizans doneminden kalintilar bulunan Bari Katedrali ve Normanlar tarafindan yaptirilan ve yuzyillar boyunca savunma amacli ve hapishane olarak kullanilan Svevo Kalesi (Castello Svevo) gorulmeye deger.
Porto Vecchio, balikcilarin sabah aglarini cekip gelerek, biraraya toplandiklari, geleneksel eski liman balik pazari olarak anlatilsa da biz gittigimizde tezgahlar bostu ve avladigi ahtapotu vura vura oldurmeye calisan bir iki balikcidan baska kimse yoktu.
Sicaktan neredeyse goremeden donecegimizi dusundugumuz ve bir yanlislik neticesinde 😜 kendimizi ortasinda buldugumuz Lungomare'nin onemli bir bolumunu ise buyuk bir tesaduf eseri yuruduk 😅 ve Adriyatik Denizi'nin doyumsuz manzarasina bir kez daha hayran olduk. 1920'lerde yapilan bu sahil yolu, Italya'nin en uzun ve guzel sahil yuruyus yollarindan biri olarak kabul ediliyormus.

Yeme icme konusuna gelince burada hem Puglia bolgesi'ne ait leziz yemekler yapan hem de deniz urunlerinde ck basarili oyle bir yer bulduk ve o kadar begendik ki, ilk defa bir yere iki aksam ustuste gittik. Ismi Le Nicchie ( ) Yaptiklari hersey ozellikle ahtapot efsaneydi🤤 Servise yardimci olan guler yuzlu calisanlar ise her seyden guzeldi😍😍 Bu arada, onemli bir not; yaz doneminde hicbir yere rezervasyonsuz gidemiyorsunuz. Gitmeden once mutlaka Find a Table yada Fork aplikasyonlari yada whatsapp uzerinden rezervasyon yapmaniz gerekiyor.
Bari'de bir de sokak lezzetlerini tatmadan donmeyin diye okumustum. Son oglen MastroCiccio diye bir yerde ozellikle merak ettigimiz ahtapot sandvic, ahtapot kofte vs denedik. Ancak Le Nicche'de yedigimiz damak catlatan lezzetlerden sonra ck da memnun kalmadik. Denedik mi denedik.
Son olarak, dondurma tavsiyesi verip bitireyim. Gelateria Gentile bu konuda oldukca iddiali ama fazla turistik. Oyle bir kuyruk var ki icerde kasada odemeyi yapip sira numarasi aliyorsunuz, sonra disari cikip digital panolara bakip siranizi bekliyorsunuz. Bana biraz fazla geldi acikcasi🙄 dondurmasi guzeldi ama altin tozu falan yoktu😂

Taranto'dan trenle Bari'ye geçtik. Bari'de konaklama için ayarladığım Sweet Home de Rossi, aceleye geldi diye midir yoks...
21/07/2026

Taranto'dan trenle Bari'ye geçtik. Bari'de konaklama için ayarladığım Sweet Home de Rossi, aceleye geldi diye midir yoksa yuksek sezon oldugundan mı bilinmez, ck da "sweet" degildi😜 (Bilgi paylasimi yaparken, tercih etmemeniz gereken yerleri de bildirmekte fayda var) Çünķü bu yerin check in saati 17 idi. Halbuki biz sabah erkenden Bari'de olacaktik. Tesis isletmecisi bagajlarimizi kabul etmeyince, her zaman duyduğumuz ama hiç denemediğimiz, tren garı civarındaki bagaj emanetçilerinden birine sırt çantalarımızı teslim etmek zorunda kaldik. Tanesi 2bucuktan iki tanesine 5 euro vererek, tüm gün sırt çantası ile gezmekten kurtulmuş olduk. Sonrasında da elimizi kolumuzu sallayarak ck görmek istediğimiz Polignano di Mare'ye devam ettik trenle. Böylece bu uygulamanın tıkır tıkır çalıştığını da test etmiş olduk🤗 (Yerin ismi Caramia Deposito Bagagli)

Gelelim yeni askim Polignano a Mare'ye😍 Polignano a Mare, İtalya'nın Puglia bölgesinde, Bari Centrale'den yaklaşık yarım saat uzaklıkta, Adriyatik Denizi'ne bakan kayalıklar üzerine kurulmuş çok eski bir kasaba. Tarihi yaklaşık 2.500 yıl öncesine uzanıyor. Denizden gelen korsan saldırıları nedeniyle evler ve surlar kayalıkların üzerine inşa edilmiş. 16-18. yüzyıllarda zeytinyağı, badem ve deniz ticaretiyle zenginleşmiş.
Günümüzde ise beyaz badanalı evleri, deniz mağaraları ve kartpostalları süsleyen Lama Monachile koyu sayesinde (yukarıda fotoğraflarini göreceğiniz sahilinde kumdan çok insan olan yer😱) Puglia'nın en ünlü turizm merkezlerinden biri haline gelmiş. Burayi gordukten sonra Bodrum'a bir daha kalabalık demeyecegim, söz🤐
Bu ünlü kasabanın hepimizin ck sevdigi Volare sarkisinin yaraticisi Domenico Modugno ile de yakin bir iliskisi var. Modugno, 9 Ocak 1928'de Puglia bölgesindeki Polignano a Mare kasabasında doğmuş. Genç yaşta tiyatro ve müziğe ilgi duymuş,
1958'de Sanremo Müzik Festivali'ni kazanarak uluslararası bir yıldız olmuş.
Kariyeri boyunca İtalyan müziğinin en önemli isimlerinden biri olarak kabul edilmiş ancak maalesef 1994 yılında 66 yaşında hayatını kaybetmiş.
Asıl adı "Nel blu, dipinto di blu" ("Mavinin içinde, maviye boyanmış") olan Volare şarkısı Domenico Modugno ile söz yazarı Franco Migliacci tarafından yazılmış.
Şarkının doğuşuyla ilgili en bilinen hikâye ise şöyle;
Franco Migliacci bir gün ressam Marc Chagall'ın mavi gökyüzünde uçan figürlerle dolu tablolarından ilham aldı.
Bu hayal dünyası, gökyüzünde özgürce uçmayı anlatan dizelerin temelini oluşturdu.
Domenico Modugno da bu fikri melodiye dönüştürdü ve ortaya asıl ismi Nel blu, dipinto di blu olan, tum dunyada bilinen ismiyle "Volare" ortaya çıktı.

Address

Bodrum
48000

Website

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when MrsBegonville posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The Hotel

Send a message to MrsBegonville:

Shortcuts

Share