Perşembe ÇAKA

Perşembe ÇAKA Çaka Plajı ve Mesire Yeri: Perşembe ilçesinin en natürel köşelerinden biri olan Çaka k*msalı Hoynat adası yakınındadır.

Ekolojik kirlilikten uzak kalmış nadir plajlardandır. Çaka beyaz k*m plajında her türlü ihtiyaca cevap verecek tesisler bulunmaktadır.

KASIM 1948 de ORDU, PERŞEMBE, ŞENYURT KÖYÜNDE YAŞANMIŞ TRAJİK BİR OLAYDAN HİKAYELEŞTİRİLMİŞTİR.İbrahim Zencirci HANIM AY...
12/08/2026

KASIM 1948 de ORDU, PERŞEMBE, ŞENYURT KÖYÜNDE YAŞANMIŞ TRAJİK BİR OLAYDAN HİKAYELEŞTİRİLMİŞTİR.
İbrahim Zencirci

HANIM AYŞE KIŞI

Kasım daha tam yerleşmemişti.
Dağların üstünde dolaşan bulutlar henüz kış sayılmazdı ama insanın içine çöken bir soğuk başlamıştı. Şenyurt Köyü’nde yaşlılar göğe bakıp susuyor, gençler ise “daha vakit var” diyordu. Karadeniz’de mevsim bazen takvimle değil, rüzgârın huyuyla gelirdi.

Herek Mahallesi’nin yukarısında, Düz Dere denilen yerde Hanım Ayşe’lerin derme çatma evi duruyordu. Yazın yayla niyetine çıkılır, havalar dönmeden geri inilirdi. Ama her yıl olduğu gibi bu yıl da dönüş gecikmişti. “Bugün yarın ineriz,” diye diye kasım kapıya dayanmıştı.

Evin arkasındaki yamaçta Hüseyin baltayı avu köküne vuruyordu. Islak toprağın altından çıkan sert kök kolay teslim olmuyordu. Balta her inişinde siyah çamur sıçrıyor, ormanın içinde tok bir ses yankılanıyordu. Birkaç adım ötede tüten ocakta kökler ağır ağır yanıyor, kömürleşiyordu.

Bu kömür sıradan değildi.

Kazma kürek yapan körükler de isterdi bunu, geceleri arka tarafta başka işler çevirenler de…

Sis ağaçların arasına çökmüş, insanın yönünü şaşırtan beyaz bir perde gibi durmuştu.

Hanım Ayşe yokuşu ağır ağır çıktı. Sırtında çuval, başında eski yazma vardı. Ateşe baktı, sonra göğe.

— Bu hava dönüyor, dedi.

Hüseyin cevap vermedi.

Biraz ileride kömür çuvallarını bağlayan adamlardan biri sesini alçaltarak konuştu:

— Macaroğlu İbram Usta körüğü bunu bekler.

Öteki hemen etrafına baktı.

— Geçen hafta jandarma aşağı köye inmiş.

Bir an herkes sustu.

Sadece ateşin içinden gelen çıtırtı duyuluyordu.

Bu suskunluk yeni değildi. Bu dağlarda insanlar bazı şeyleri açık konuşmazdı. Kimin ne yaptığı bilinirdi ama adı konmazdı. Orman sır saklamayı köyden daha iyi bilirdi.

Akşama doğru hava iyice kapandı.

Hanım Ayşe evin önünde duran eşeğin sırtını örttü. İnekleri kontrol etti. Buzağı güçsüzdü; birkaç gündür doğru dürüst yürüyemiyordu. Kadın, hayvanın başını okşarken uzak dağlara baktı.

Dağ görünmüyordu artık.

Gece çöktüğünde ilk kar düştü.

Önce seyrek.

Sonra sessizce çoğalarak.

Teneke çatıda ince bir tıkırtı başladı.

İçeride gaz lambası titriyor, küçük çocuk sobanın yanında uyukluyordu. Hüseyin kapıyı aralayıp dışarı baktığında karanlığın içinde dönerek inen beyazlığı gördü.

Hanım Ayşe sobanın başında ellerini ısıtıyordu.

— Sabah erkenden ineriz, dedi.

Kimse itiraz etmedi.

Çünkü bazen karar, sözle değil sessizlikle alınırdı.



Sabah olduğunda dünya değişmişti.

Gece boyunca yağan kar, Düz Dere’yi sessiz bir beyazlığa gömmüştü. Ağaç dalları ağırlaşmış, patikalar kaybolmuştu. İnsan gözünün alıştığı taşlar, çitler, çamur yollar artık yoktu. Her şey aynı renge dönmüştü.

Hüseyin kapıyı açar açmaz yüzüne sert bir ayaz vurdu.

Göğe baktı.

Bulut alçalmıştı.

İyiye işaret değildi.

İçeride Hanım Ayşe hazırlanıyordu. Sessizdi. Her zamanki gibi işi konuşmadan yapıyordu. Çuval bağladı, ekmek bezini düzeltti, çocuğun üstüne eski yün hırkayı geçirdi.

Sonra eşeğin yanına gidip sepete baktı.

Buzağı yatıyordu.

Başını zor kaldırdı.

— Bunu yürütemeyiz, dedi.

Hüseyin hayvanı dikkatlice kucaklayıp sepete yerleştirdi. Buzağının burnundan sıcak buhar çıkıyordu.

İnekler huzursuzdu.

Kar bazen hayvandan önce insana korku verir, bazen de insan anlamadan önce hayvan hissederdi.

Yola çıktıklarında sabah yeni ağarıyordu.

Önde inekler yürüyordu.

Arkada eşek.

Hanım Ayşe çocuğun elini tutmuştu.

Hüseyin birkaç kez dönüp yukarıdaki eve baktı. Bacadan hâlâ ince bir duman çıkıyordu.

İnsan bazen geride bıraktığı şeye neden son kez baktığını kendi de bilmezdi.

Patika aşağı indikçe rüzgâr sertleşmeye başladı.

Önce hafif bir uğultu vardı.

Sonra ağaçların arasından geçen uzun bir ses…

Tipinin sesi.

Hanım Ayşe başını kaldırıp etrafa baktı.

Orman kayboluyordu.

Beyazlık yavaş yavaş her şeyi silmeye başlamıştı.

Bir süre sonra ayak izleri görünmez oldu.

Hüseyin önden gidiyor, yolu tahmin etmeye çalışıyordu. Ama kar, insanın bildiği yeri bile başka yere çeviriyordu.

Uçurum mevkiine vardıklarında rüzgâr birden büyüdü.

İneklerden biri sendeledi.

Sonra dizlerinin üstüne çöktü.

Çocuk ağlamaya başladı.

— Yürü! diye bağırdı Hüseyin.

Ama ses kendi kulağına bile zor ulaştı.

Tipi artık göz açtırmıyordu.

İnsan insanı seçemiyordu.

Hanım Ayşe eşeğin ipine daha sıkı sarıldı.

Bir adım attı.

Bir daha.

Sonra ayağı kara gömüldü.

Eşek ürküp yana sıçradı.

Sepetteki buzağı böğürdü.

Bir anlık telaşta ipin biri elden kaçtı.

Rüzgâr her şeyi birbirinden ayırdı.

İnekler başka yöne savruldu.

Eşek görünmez oldu.

Çocuk ağladı.

Sonra o ses de kesildi.

Beyazlığın içinde artık yalnızca rüzgâr vardı.



Tipinin içinde zaman da yönünü kaybetmişti.

Hüseyin çocuğu göğsüne bastırdı. Küçük beden titriyordu. Avucuyla yüzünü kapatmaya çalıştı. Parmağına değen yanak buz gibiydi.

İçine ağır bir korku çöktü.

İnsan bazı anlarda ölümü düşünmezdi de, yanında olana bir şey olacak diye korkardı.

Rüzgâr yeniden şiddetlendi.

Kar artık yukarıdan değil, her taraftan geliyordu.

Bir an aşağı tarafta sanki bir ışık gördü.

Belki Memükgillerin evi…

Belki de tipinin oyunu.

Ama insan son anda gördüğü her şeye inanmak isterdi.

O tarafa yürümeye çalıştı.

Bir adım.

Bir adım daha.

Sonra dünya sessizleşti.



Sabah olduğunda tipi durmuştu.

Ama dağ hâlâ susuyordu.

Halco Yahya pencerenin önünde durmuş tepelere bakıyordu. Bir süre sonra gözlerini kıstı.

Bembeyazlığın içinde iki siyah nokta hareket ediyor gibiydi.

Önce domuz sandı.

Bu havada yabani hayvanlar aşağıya kadar inerdi.

Duvarın yanındaki tüfeği aldı.

Köyden iki adam daha peşine takıldı.

Kar diz boyuydu.

Yaklaştıklarında önce inekleri gördüler.

Hayvanlar kara gömülmüş, hâlâ kıpırdamaya çalışıyordu.

Biraz ileride eşek yatıyordu.

Üzeri kar tutmuştu.

Sepetin içinde buzağı vardı.

Donmuştu.

Kimse konuşmadı.

Halco Yahya birkaç adım daha attı.

Sonra durdu.

Hanım Ayşe, karın içinde yan yatmış duruyordu.

Başındaki yazmanın ucu rüzgârla hafifçe oynuyordu.

Sanki biraz sonra kalkıp yürümeye devam edecek gibiydi.

Ama dağ bazen aldığı şeyi geri vermezdi.



Köye haber çabuk yayıldı.

Karın üstünde yürüyen insanlar birer birer yukarı çıktı. Kadınlar boğuk seslerle ağlıyor, erkekler susuyordu.

Hanım Ayşe o gün toprağa verildi.

Ama Hüseyin ile çocuk yoktu.

Dağ onları saklamıştı.

Günler geçti.

Köylüler her sabah yeniden aramaya çıktı.

Kimi kürek taşıdı, kimi ip.

İnsan bazen bulmaktan çok, ortada bırakmamış olmak için arardı.

Bir hafta sonra hava biraz açtı.

İşte o gün buldular onları.

Ormanlığın alt tarafında, rüzgâr almayan çukur bir yerde…

Önce Hüseyin’in omzu göründü karın içinden.

Sonra sırtı.

Kolları hâlâ kapalıydı.

Çocuğu göğsüne sarmıştı.

Sanki üşümesin diye koruyordu.

Köylüler uzun süre yaklaşamadı.

Kimse ilk sözü söylemek istemedi.

Çünkü bazı görüntüler karşısında insanın dili küçülürdü.

Halco Yahya sonunda eğilip çocuğun üstündeki karı eliyle temizledi.

Sonra başını önüne eğdi.

Dağın üstünde yalnızca rüzgâr dolaşıyordu.



Aradan yıllar geçti.

Çocuklar büyüdü.

Evler değişti.

Patikaların bazıları kayboldu.

Ama o kış unutulmadı.

Şenyurt’ta ne zaman ekim sonu hava ansızın dönse, yaşlılar soba başında aynı cümleyi kurdu:

— Bu mübarek erken bastırdı…
Hanım Ayşe kışı gibi.

Sonra kısa bir sessizlik olurdu.

Ateş çıtırdar…

Rüzgâr dışarıda dolaşırdı.

Ve herkes bilirdi ki bazı acılar, köylerin hafızasında mevsim olur.

Fotoğraf: Hanım Ayşe ve torunları Ahmet Bacaksız, Esma Bacaksız(Baş) ve oğlu Hüseyin Bacaksız

23/07/2026

ŞEHİRLERİN KALBİ CAMİDE BULUŞALIM

Konuğumuz
Prof. Dr. Mustafa Karataş
(İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi)

📅 Tarih: 23.07.2026 Perşembe

🕘 Saat: 21.00
Yatsı Namazı Öncesi

📍 Yer: Aziziye Mahallesi Çaka Camii

23/06/2026

Değerli Cemaatimiz,

Sizleri bu güzel programımızda aramızda görmekten mutluluk duyarız.

26.06.2026 Cuma günü, Cuma namazına müteakip gerçekleştireceğimiz Aşure Programımıza tüm halkımızı, köylülerimizi ve mahalle sakinlerimizi davet ediyoruz.

Birlik ve beraberliğimizin simgesi olan aşuremizi hep birlikte paylaşmak dileğiyle…

Aziziye Mahallesi Çaka Camii

26/03/2026

Aziziye Mahallesi Çaka Camiinin Halılarını Yenilendi.
Maddi manevi katkı sunanlardan Allah razı olsun
Semihcan Sönmez

Elhamdülillah

Address

Ordu Persembe S. D
Persembe
52750

Website

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Perşembe ÇAKA posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Shortcuts

Share

Category